Bu aralar oldukça sık seyahat ettim, etrafımdaki insanlar bazen şikayet ederlerdi çok seyahat ettikleri için ben de garipserdim ama insan gerçekten bir noktadan sonra evini, yerleşik hayatını özlüyormuş. Gerçi sanırım bunda gittikçe tatsız hale gelen havayolu taşımacılığının da etkisi var. Havaalanının dibinde yaşamadığınız sürece - ki bu ara bunu da tecrübe etme şansım oldu bir havaalanı otelinde uçuştan önceki gece kalarak - havaalanına gidiş geliş için harcanan süre, havaalanındaki kontroller, teknik sebeplerden, hava durumundan, birilerinin işini iyi yapmamasından kaynaklanan beklemeler...Yolculuk süresi her ne kadar bir avantaj olsa da, bütün bunlar ben de uçakla bir yerden bir gitmeyi düşündükçe gerginlik yaratmaya başladı. Bu aralar tren favori seyahat aracım.
Geçen haftalarda Martijn ile Karin, Karin'in Fransa'da alacağı bir eğitim olduğu için Paris'e geldiler. Ben de onlara katılıp biraz daha Paris'i gezme fırsatı buldum. Lonely Planet'in sayfalarına takılıp yürüdük. St. Michel çevresinde yemek yiyecek bir yer ararken, önünde durduğumz restorandan dışarı fırlayan fıçı göbekli amcanın gür sesi bizi içeri çekti. İçeri girer girmez, karşı duvardaki Ege denizi üzerine kondurulmuş Venizelos portresi, gür sesli amcanın memleketi hakkında yeterli ölçüde bilgi verdi bize. Daha sonradan Yunanlı iş arkadaşımdan öğrendiğim üzere, St. Michel çevresinde çokca sayıda Yunan lokantası varmış, her millet kendine bir bölge parselliyor sanırım. Özel bir Yunan yemeği yemedim ama Yunan baklavası bizim baklavaya pek benzemiyormuş, onu öğrenmiş oldum.
Akşama doğru Champs Elysee'ye inip biraz yürüyüş yaptık, Christmas ve yeni yıl için yapılan aydınlatmalarla gündüz gibiydi cadde. Aynı zamanda da çok kalabalıktı, sanırsam yılın en kalabalık dönemlerinden biriydi. Dikkatimi çeken başka bir nokta da, sinemaların önlerindeki kalabalıklar oldu, Borat yeni gösterime girdiğinden mi bilmiyorum ama kıtlıktan çıkmışcasına insanlar sinemaya saldırmıştı sanki.
Christmas tatilleri bu sene haftasonu ile birleştiği için uzun haftasonu yapma fırsatını değerlendirip geçen haftasonu Evrim'i ziyarete Wuppertal'a gittim. Wuppertal, Köln ile Düsseldor'a yakın olduğu için oralarda dolandık. Hep duyardım Christmas zamanı buralarda pek hayat belirtisi olmadığını ama gerçekten bütün sokaklar, caddeler ölü gibiydi. İyi ki sevgili kasabamda yalnız kalmamışım dedim. Köln de, Düsseldorf da güzel şehirler, yine bunda iki şehrin de içinden geçen Rhein nehrinin etkisi büyük diye düşünüyorum. Özellikle Düsseldorf'da Rhein nehri kıyısı özellikle hava güzel olduğu zaman vakit geçirmek için oldukça keyifli bir yere benziyor. Cumartesi günü Köln'deki çikolata müzesine gitmeye niyetlendik ama kapanış saatinden önce yetişemedik, ama takip eden bütün günlerde sanki onun acısını çıkarmaya çalışır gibi deli gibi yedik, işin kötüsü ben döndükten sonra da hala yemeye devam ediyorum. Biri beni durdursuuunnnn...
Köln'deki Dom oldukça etkileyici, parasızlıktan birkaç yüzyıl içerisinde bitirilmiş olsa da bana, Notre Dame'dan daha etkileyici geldi. Yine sanırım herşey biraz satış meselesi. Cumartesi gördüğüm kadarıyla, meydanlara kurulan Christmas marketleri de bayağı bir hareket katıyor ortama, en favori etkinlik sanırım sıcak şarap içip, sosis yemek almanlar arasında. Sıcak şarap içmek için niyetlendik biz de ama, Christmas marketleri bile bir saatte kapanıyormuş ne yazık ki, ona da yetişemedik. Köln'ün de, Düsseldorf'un da ana meydanlarına kurulan, yapay buz pateni sahaları vardı, hep yapmak istediğim bir şeydir açık havada paten kaymak, kendimi dengeli hissettiğim bir gün deneyeceğim. En son paten denemem - ki kendisi 10 küsur sene öncedir - hüsranla sonuçlandığı için çok pozitif yaklaşamıyorum bu konuya :)
2006'nın son günlerini de Brüksel'de geçireceğim. Brüksel türkiş çetesi ile beraber olacağız bu yıl başında. Nereden nereye; geçen sene yeni yıla Abant'ta açık havada yıldızların altında girmiştim, bu sene binlerce km. uzakta Brüksel'de kimbilir nerede ne yaparken gireceğim. Sanırım bu da 2006nin benim için en güzel özetini de yapıyor...
Düşünüyorum da 1 Ocak 2006'da sabahın köründe uyanıp Abant yolunda yürüyüş yaparken kafamda olanlar ve takip eden 12 aydaki gelişmeler, hayat hakkındaki belki de en önemli gereği bir kez daha gösteriyor: herşey bir rassallık çerçevesinde ilerliyor ve ne plan yaparsan yap başladığın nokta ile geldiğin nokta arasında epey bir mesafe olabiliyor, benim durumumda birkaç bin kilometre olduğu gibi... :)
Herkes için iyi bir yıl olması dileğiyle...